Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Özel Arama

Kardemin Diyari

Yazılar
 

7 KURŞUNLA ISTIKLAL MARŞI

 

ŞEHİTLERİMİZ

Okuyun Arkadaşlar ve bu VATAN için kanlarını akıtan Kahramanlarımızla övünün, gururlanın...

 

7 KURŞUNLA ISTIKLAL MARŞI 

  

  

Güneydoğu’nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki

Lojmanından görünen karakolun bir gecesini şöyle anlatır:

 

"Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her İstihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik Baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu.

 

Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı. "En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22:10,. Karakol o gün basılmadı."Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk.

 

Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı.

 

"Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takip eden askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam ediyordu. Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir

ses duyuldu:

 

"Yaralılarım var, yaralılarımı alın." Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen cevap verildi. "Tamam, Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak. "İlk yaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu.

 

Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan emindi. Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3, irtibatı kesme. Sakin olun!" Cevapta bir değişiklik olmadı:

 

"Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın!" "Ve tam bir buçuk saat, beser dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere aynen bu sözlerle sürdü : "Yaralılarımı alın" , "Sakin olun, geliyoruz.

 

"Hepimiz o time kimsenin yardıma gidemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyor, aksine, takviye alan teröristler baskının şiddetini gittikçe arttırıyorlardı. Kimsenin, değil karakolun dışına çıkmak, mevzi değiştirebilecek fırsatı dahi olmadığı apaçıktı. "Bir süre sonra, Suat 3'ün telsizinden hırs dolu kelimelerini işittik:

 

"Hemen gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım. "Hepimiz sok olmuştuk. Hemen tabur komutanı devreye girdi. Hemen hemen Aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı. Ama işe yaramıyordu. Tim komutanı "Yaralılarımı alın!" dışında başka bir şey demiyordu. Tabur komutanının da telsizi bırakmasıyla,

bir saat kadar daha tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoğun çağrılara cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da şehit olduğunu düşünüyorduk.

 

İçim burkuluyor, başım dönüyor, tanık olduğum bu anlardan nefret ediyordum. Telsizin başına tim komutanının okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle eline mi telefonu alıp, cevap beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuşmaya başladı: "Devrem ben Hüseyin. Geçmiş olsun devrem.

 

Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur mu?" "Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz Motorola

marka, duvara monteli telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş bekliyorduk. Ve konuştu : "Devrem, bölük komutanı nerde?"  Hepimiz derin bir "Oh!" çektik. Telsizden, "İzinde devrem" yanıtı verildi. Suat 3, artik tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü: "Ne olur

yaralılarımı alın. Bende yaralıyım. "O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti.

Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı da bu sözü üzerine mi telefonu fırlattı ve odadan çıktı. Ben kapının hemen esiğinde ayakta duruyor, duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum. "Ben de yaralıyım" dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi.

 

Artik onun şehit olduğuna ben de inanmıştım. "Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş, telsizden yapılan "Suat 3, Konuşan Suat, Cevap ver!"çağrısından bıkmış halde bir kösede yığılmışken, birden telsizin mandalina basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri geliyordu. Ve on on beş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir İstiklal Marşı dinlemeye başladım. Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuşma imkanı durmuştu. "Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının, makamıyla söylediği İstiklal Marsı’nı dinliyordum. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel İstiklal Marşıydı.

 

Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte sesi çatallaştı. Kelimeler uzadı. Ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses tonuyla, kendini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde, ben de bitmiştim.

Hemen orayı terk ettim."

Bir daha onun sesini hiç duymadım.

Toplam 22 şehidin verildiği o baskın gecesinde, vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söylediği İstiklal Marşı’nı ruhuma isleten tim komutanının ölmediğine ise hala inanamıyorum."Hakimin anıları burada sona eriyor. İşte benim Türk subayından anladığım budur. Vücudunda yedi mermi olduğu halde makamı ile istiklal Marşı söyleyen adamdır.

 

ŞEHİTLERİMİZ

Etiket :atatürk köşesi
Casper_m
04 Ekim 2008
11:31
Yorumlar :0
 
 
 
 

Git İstediğin Miktarca Uzaklara

GİT  

Git istediğin miktarca uzaklara.

Benden sana artık dilediğince izin!

gitmeye karar vereni,

kimsenin alıkoyamayacağını ikimizde biliyorduk.

Bile bile yaşıyorduk kaçak zamanları.

Öyleyse zamanın gitmeye yakın bitimlerinde,

son kez baksaydın ya gözlerime.

Baktığın zaman nefret değil de,

pişmanlık olsaydı keşke sözlerinde...

Etiket :aşk fısıltıları
Casper_m
04 Ekim 2008
09:59
Yorumlar :0
 
 
 
 

Çocuk Masalları - Rapunzel - Sesli MP3

Rapunzel

Rapunzel Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş.
Bir gün pencereden komşu evin bahçesindeki güzel çiçekleri ve sebzeleri seyrederken, kadının gözleri sıra sıra ekilmiş özel bir tür marula takılmış. O anda sanki büyülenmiş ve o marullardan başka şey düşünemez olmuş. “Ya bu marullardan yerim ya da ölürüm” demiş kendi kendine. Yemeden içmeden kesilmiş, zayıfladıkça zayıflamış.

Sonunda kocası kadının bu durumundan öylesine endişelenmiş, öylesine endişelenmiş ki, tüm cesaretini toplayıp yandaki evin bahçe duvarına tırmanmış, bahçeye girmiş ve bir avuç marul yaprağı toplamış. Ancak, o bahçeye girmek büyük cesaret istiyormuş, çünkü orası güçlü bir cadıya aitmiş.
Kadın kocasının getirdiği marulları afiyetle yemiş ama bir avuç yaprak ona yetmemiş. Kocası ertesi günün akşamı çaresiz tekrar bahçeye girmiş. Fakat bu sefer cadı pusuya yatmış, onu bekliyormuş.

“Bahçeme girip benim marullarımı çalmaya nasıl cesaret edersin sen!” diye ciyaklamış cadı. “Bunun hesabını vereceksin!”
Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları nasıl canının çektiğini, onlar yüzünden nasıl yemeden içmeden kesildiğini bir bir anlatmış.
“O zaman,” demiş cadı sesini biraz daha alçaltarak, “alabilirsin, canı ne kadar çekiyorsa alabilirsin. Ama bir şartım var, bebeğiniz doğar doğmaz onu bana vereceksiniz.” Kadının kocası cadının korkusundan bu şartı hemen kabul etmiş.

Birkaç haftasonra bebek doğmuş. Daha hemen o gün cadı gelip yeni doğan bebeği almış. Bebeğe Rapunzel adını vermiş. Çünkü annesinin ne yapıp edip yemek istediği bahçedeki marul türünün adı da Rapunzel’miş.

Cadı küçük kıza çok iyi bakmış. Rapunzel oniki yaşına gelince, dünyalar güzeli bir çocuk olmuş. Cadı bir ormanın göbeğinde, yüksek bir kuleye yerleştirmiş onu. Bu kulenin hiç merdiveni yokmuş, sadece en tepesinde küçük bir penceresi varmış.

Cadı onu ziyarete geldiğinde, aşağıdan “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Rapunzel uzun örgülü saçlarını percereden uzatır, cadı da onun saçlarına tutuna tutuna yukarı tırmanırmış.

Bu yıllarca böyle sürüp gitmiş. Bir gün bir kralın oğlu avlanmak için ormana girmiş. Daha çok uzaktayken güzel sesli birinin söylediği şarkıyı duymuş. Ormanda atını oradan oraya sürmüş ve kuleye varmış sonunda. Fakat sağa bakmış, sola bakmış, ne merdiven görmüş ne de yukarıya çıkılacak başka bir şey.

Bu güzel sesin büyüsüne kapılan Prens, cadının kuleye nasıl çıktığını görüp öğrenene kadar hergün oraya uğrar olmuş. Ertesi gün hava kararırken, alçak bir sesle “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Sonrada kızın saçlarına tutunup bir çırpıda yukarı tırmanmış.

Rapunzelönce biraz korkmuş, çünkü o güne kadar cadıdan başkası gelmemiş ziyaretine. Fakat prens onu şarkı söylerken dinlediğini, sesine aşık olduğunu anlatınca korkusu yatışmış. Prens Rapunzel’e evlenme teklif etmiş, Rapunzel’de kabul etmiş, yüzü hafifce kızararak.

Ama Rapunzel’in bu yüksek kuleden kaçmasına imkan yokmuş. Akıllı kızın parlak bir fikri varmış. Prens her gelişinde yanında bir ipek çilesi getirirse, Rapunzel’de bunları birbirine ekleyerek bir merdiven yapabilirmiş.

Her şey yolunda gitmiş ve cadı olanları hiç fark etmemiş. Fakat bir gün Rapunzel boş bulunup da. “Anne, Prens neden senden daha hızlı tırmanıyor saçlarıma?” diye sorunca herşey ortaya çıkmış.

“Seni rezil kız! Beni nasıl da aldattın! Ben seni dünyanın kötülüklerinden korumaya çalışıyordum!” diye bağırmaya başlamış cadı öfkeyle. Rapunzel’i tuttuğu gibi saçlarını kesmiş ve sonrada onu çok uzaklara bir çöle göndermiş. O gece cadı kalede kalıp Prensi beklemiş. Prens, “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenince. cadı Rapunzel’den kestiği saç örgüsünü uzatmış aşağıya. Prens başına neler geleceğini bilmeden yukarıya tırmanmış.

Prens kederinden kendini pencereden atmış. Fakat yere düşünce ölmemiş, yalnız kulenin dibindeki dikenler gözlerine batmış. Yıllarca gözleri kör bir halde yitirdiği Rapunzel’e gözyaşları dökerek ormanda dolaşıp durmuş ve sadece bitki kökü ve yabani yemiş yiyerek yaşamış.

Derken bir gün Rapunzel’in yaşadığı çöle varmış. Uzaklardan şarkı söyleyen tatlı bir ses gelmiş kulaklarına. “Rapunzel! Rapunzel!” diye seslenmiş. Rapunzel, prensini görünce sevinçten bir çığlık atmış ve Rapunzel’in iki damla mutluluk göz yaşı Prensin gözlerine akmış. Birden bir mucize olmuş, Prensin gözleri açılmış ve Prens görmeye başlamış. Birlikte mutlu bir şekilde Prensin ülkesine gitmişler. Orada halk onları sevinçle karşılamış. Mutlulukları ömür boyu hiç bozulmamış.

 
 
 

Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun

 İslam Aleminin Mübarek Ramazan Bayramını kutlar, Sevdiklerinizle birlikte sağlık
mutluluk ve bereket dolu nice bayramlar geçirmenizi CENAB-I ALLAH'tan niyaz ederim. 

Casper_m
bayramrl0 

Ramazan Bayramı

Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü'minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır.
Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü'minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur'ân'lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.


Ramazan Bayramının mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan'ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü'minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.

Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından İtibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü'minler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.

"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır"(1) mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.

Hz. Peygamber, "Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir"(2) buyurmuştur.

Ramazan Bayramım da bu manada bir gün olarak kabul etmiş ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak nitelendirmiştir.(3) Bu sır içindir ki, Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak haram kılınmıştır. Bir gün önce oruç bozmak haramken, bir gün sonra oruç tutmanın haram olması, mü'minlerin düşünce ve duygu dünyasında nimetlerin gerçek Sahibini hatırlatan en etkili bir sebeptir.

Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa, bugün de Onun rızasına uyarak orucunu açar. Ve Onun gerçek nimet Sahibi olduğunu hakkıyla idrak ederek, gerçek bir şükre yol bulur.

Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet türünden âdabı bayramda da yerine getirilir. Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı adet edinen Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı yiyerek başlarlardı. Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını açmadan evlerinden ayrılmazlardı. (4)

Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:
"Sevabını Allah'tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez." (5)

Bayramlar saadet asrında da bambaşka bir hava ve neş'e içinde yaşanırdı. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bayram sabahında namazgaha çıkardı. Peygamber hanımlarının da, diğer hanımlar ve kızlarla birlikte namazgaha çıkması istenirdi. Kadınlar cemaatin arka tarafında yer alırlardı.(6) Kılınan bayram namazından sonra Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam cemaate hitaben bir hutbe okuduğunu anlatan îbni Mes'ud (r.a.) devamla şöyle der:

"Resuîullah Aleyhissaiâtü Vesselam üzerine şehadet ederim ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Onlara hatırlatmalarda bulundu, öğüt verdi ve sadaka vermelerini emretti.

Bilal de elbiselerini açmış, vermelerini işaret etmekte idi. Kadınlar yüzük, halka ve diğer kıymetleri şeyleri atmaya başladılar." (7)

Bu hadiseyi anlatan sahabilerden biri, "Kadınların bu verdikleri Ramazan Bayramı zekatı mı idî?" sualine şöyle cevap verdi: "Hayır, lakin o vakit verdikleri bir sadaka idi. Kadınlar yüzüklerini atıyor ve atıyorlardı."(8)

Aynı olaya işaret eden Ebu Saidi'l-Hudri de (r.a.) bayram gününde en çok sadaka verenlerin kadınlar olduğunu anlatır.

Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor.

Sa'd bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallal-lahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur.

Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler:
"Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.

"Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:
"Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir."(9)

Bayram günleri sevinç günleri olduğu için, bu sevincin açıkça gösterilmesine vesile olacak meşru oyun ve eğlencelere de müsaade edilmiştir. Bu hususta Müslim'de ayrı bir bab ayrılmış ve misaller verilmiştir. Bunlardan birinde Hazret-i Âişe (r.a.) şöyle anlatır:

"Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yaparken rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar."(10)

Ancak bayramdaki sevincin gaflete dönüşecek kadar taşkınlığa varmaması lazımdır. Eğlence meşru dairede olmalı ve günah unsurlarını taşımamalıdır. Esasen bayram Allah'ın bize verdiği İlahi bir ziyafettir. Bu bakımdan, bayram gününde en çok Allah'ı hatırlayıp şükretmeye ihtiyacımız vardır. Zaman şeridi içinde bayram yeni bir değişimin başı, bir dönüm noktası ve bir muhasebe vaktidir. Ömürden bir yılın daha geçip gittiğini, kabir alemine doğru bir adım daha yaklaşıldığını hatırlatan vesilelerden biridir.

"Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha (Allah'ı zikretmeye) ve şükre azim tergibat (büyük teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürür nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir,, gafleti kaçırır." (11)

Nitekim büyük cemaatler halinde kılınan bayram namazları esnasında getirilen tekbirler, gafletin giderilmesine ve şükür vazifesinin yerine getirilmesine en büyük bir vesiledir. Sadece bir ülke halkının değil, yeryüzünde sayısı milyarlara varan Müslümanların hep beraber aynı anda tekbir getirdiklerini hayal ettiğimizde, karşımıza çıkan muhteşem tablo, bayramlarımızı kâinat çapında bir manaya kavuşturur. O anda adeta yeryüzü tek bir ağız olur, tekbir getirip namaz kılar gibi bir hale bürünür. Misâl âleminde birleşen o seslerin bir anda yeryüzünden yükselişi, adeta muhteşem bir koro halinde dünyamızın göklere doğru tevhidi haykırmasıdır.

Bu muhteşem manaların yaşandığı bayram günlerinde küçük meselelerden çıkan kırgınlıkların, dargınlıkların ne önemi olabilir? Onun için bayramda her mü'minin kardeşleriyle kardeşlik sözleşmesini yenilemesi, kuvvetlendirmesi, fakirlerin yardımına koşması, çocuklarını sevindirmesi lazımdır ki, o manalar yaşanan hayata geçsin.
Bayramların asıl süsü ve zineti tekbirlerdir. Getirilen her tekbir ruh ve gönüllerde manevi coşkuyu ve heyecanı canlandırır. Kulu, Rabbinin azameti karşısında yüce duygulara taşır.

Ebû Hüreyre anlatıyor:
Resulullah Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:

Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz; (12)

Bayramlara sünnet çerçevesinde hazırlanmak bu âdeti de ibadet haline getirir, bu sevinç günlerini biri iman şuuru içinde geçirmeyi temin eder.
Bunun için sünnette yer aldığı gibi bayrama önceden hazırlanmak, temiz ve güzel elbiseleri giymek, gusletmek, misvak kullanmak veya dişleri fırçalamak, güzel kokular sürünmek, güler yüzlü olmak, namazdan önce Ramazan Bayramında hurma vb. tatlı bir şey yemek bugünlerimize ayrı bir mana kazandırır.

Asıl itibariyle fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre de bayram günü verilir. Ramazan ayı içinde verilmemişse fitrenin de o gün verilmesi gerekir. Zaten Ramazan Bayramının hadislerde geçen adı "İydü'I-fıtr", yani Fıtr Bayramı demektir. Yaratılışın gereği olan kulluk görevleri yapıldığı için bu adı almıştır.

Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü'minlerin tokalaşarak, kucaklaşarak birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet Asrında Sahabiler birbirleriyle "Bârekâllâhü lenâ ve leküm" diyerek bayramlaşılardı, yani "Allah bizden de, sizden de kabul etsin" dedikleri rivayet edilir.(13) Bu tebrikleşme bizim dilimizde "Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun, hayırlı bayramlar" gibi sözlerle ifade edilir.

Etiket :kutlamalar
Casper_m
30 Eylül 2008
06:47
Yorumlar :0
 
 
 
 

Susuyorum / Sustum

Sana susuyorum...
Biraz da susmayı deniyorum...

Nereye kadar ?


Bu oyunu burda bitiren ben oluyorum...
Başlatan sen olana kadar !!
Ama sen geldiğinde bu oyunun çoktan, çoktan bittiğini anlamış olacaksın...
Sen yine her zaman ki gibi geç kalacaksın benim hayallerimi süslemeye !!!

Düşlerimde ağlayan cocuga üzülmek için senelerin geçmesini bekleyeceğim ben...
Sen de anlayacaksın eninde sonunda...
Ama unutma geç kalacaksın !!!


Susuyorum !!

Bir ölü gibi, bir dilsiz gibi, bir taş gibi, bir kaya gibi, bir su gibi, bir dağ gibi
Susuyorum !!

Ve bir çöl gibi !
SANA
Susuyorum !


Acıyorum!

Hem kendime..! Hem yıllarıma..! Hem yaşlarıma..!
Hem yaşadıklarıma..! Hem yaşayamadıklarıma..! Hem hatalarıma,
Sana acıyorum !!


Ve ben artık kanıyorum!

Sana..!!!
Söylenenlere..! Yaşananlara..!
Konuşanlara..! Konuşulanlara..! Yalanlara..!
Oyunlara kanıyorum..!


Şimdi ben de oynuyorum !

Sahte gülüşlere, sahte mutluluklara, sahte insanlara, insancıklara,
Sahte bakışlara, bende oynuyorum !

Nasıl oynanır bilmiyorum ama her oynayan kazanıyorsa bende denemeye,
Ellerim kollarım bağlı mecbur kalıyorum...


Şimdi ben ölüyorum!

Biraz sana, biraz bana, biraz da bu aşka ölüyorum...!!

Dedim ya ben susuyorum !

Etiket :aşk fısıltıları
Casper_m
28 Eylül 2008
21:22
Yorumlar :0
 
 
 
 

Oyun İndir - Portable DDD Pool - Best Of Billiard v1.2

 
 
Etiket :oyun indir
Casper_m
28 Eylül 2008
21:08
Yorumlar :0
 
 
 
 

Ayrılık

ozluyorum  

Hüzün verir ayrılık. bazen son çaredir, bazen tek!

Ama tüm yaşanmışlıklar gibi bir damlasıdır tecrübe deryasının hasrete kardeş.

Ayrılıklar olmasa kıymeti bilinirmiydi kavuşmaların?

Adı özlem olurmuydu mesafelerin?

Yanık yüreklerin dumanı satır satır, hece hece türkü kokarmıydı?

Dualarda birleşmeler umut edilir mıydı?

Gece ve gündüz adında, bahar ve kış tadında.

Biraz sen, biraz ben...

Hepimizin bir yanı ayrılık değil mi?

Sonsuzluk dediğimiz ölüm bile, yeni kavuşmalara gebe!

Elinde bir valizle terketmek ne kadar kolaysa bu şehri;

İçinde anıların ve umutların olan ikinci valizi arkanda bırakmak o kadar zordur...

Gidebileceğin her yere ulaşırsın, ama

henüz bitmemiştir, yüreğin kadardır yolun...

Etiket :aşk fısıltıları
Casper_m
28 Eylül 2008
19:54
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gifler

Etiket :gifler
Casper_m
28 Eylül 2008
19:37
Yorumlar :0
 
 
 
 

Seven Adam Gidiyorum Der mi?...

Casper_m (2824)  

Gidiyorum diyorsun....

Ben sana çoktan veda ettim bilmiyor musun????? 

Düşler sokağının kaldırım taşlarından biri eksik senin yüzünden hala anlayamadın mı? yanımda bu yüzden yürüyemiyorsun.  

Ben senin ayrılığına sevdalandım artık sevgili.!!!

Ayrılığında bir başka güzel oluyorsun.. 

Saçlarını esmeyen rüzgârlar savuruyor sen esen rüzgârlarda kayboluyorsun. Bir veda yazısı istedin benden, yazmak ne kadar zor görmüyor musun? benden bir parçayı taşımaya ihtiyacın mi var neden beni buna zorluyorsun??? 

Ben seni dokunamadığım ellerin kadar yazamadığım satırlarımda sevdim,

sen satır başlarında doğup satır sonuna ölüyorsun, benden seni öldürmemi mi istiyorsun? 

Yazdım sevgili, sana veda sözlerimi yazdım, hiç okuyama cağını bildiğim için yazdım belki de hem de ne kadar çok okumayı istediğini bildiğim halde. Uzun bir gece boyunca bu son olacak belki de dedim sevgili.

Gece deliydi ben daha deli, gece öfkeliydi ben daha öfkeli o gece sen vardın yanımda sevgili. 

Ben sana coktaaaan veda ettim sevgili, sessizliğim yeni sevgililerine karşı öfkemden neden anlamıyorsun? 

Fonda sezen aksu adin bende saklı be sevgili, mutluluğun başka diyarlarda olsun varsın, bu bendeki sevginin farkı.asla okuyamayacağını bildiğim satırlarda gözyaşların var sevgili, bu şehir sensiz bir başka çekilmez olacak, orda olduğunu bildiğim bir yerde olamayacaksın artik, geceleri hayali çiçekler koyamayacağım artık kutuna, pencerendeki her ışıkta o odada diyemeyeceğim, geceleri bir başka yabancı olacak yokluğun..yokluğuna sevdalı bu çocuk varlığını kıskanacak be sevgili!!!. 

Cebimde veda yazın vardı sevgili,

yok dedim, yazarım bir gün dedim cebim ateş , ateş bedenim ve sen.. 

Kahverengi gözlerim yazarım bir gün Sevgili, neden okuyamadığını o satırları neden okuyamayacağını yazarım. gulumsersin sevgili gözlerinde yaşlar gülümsersin ve ben gözlerindeki yasa tutsak... 

Ben seni bir sigara mesafesi sevdim. Sen sigara dumanını benden ötelerine savururken beni de sürükleyiverdin be sevgili. Yazabileceğim öykülerin en güzeli senin için olabilirdi, oysa sen yazılmış öykülerimi sevdin.

Yazılmış öykülerde acı var öfke var sevgili ve yokluğunda en az onun kadar, ben yokluğuna sevdalı sen yoksun sevgili ben sana tutsak, hayallerin bittiği yerde sevgili orda buluşacağız Birgen o zamana kadar,

 ''elveda..'' 

Hoşçakal

Etiket :aşk fısıltıları
Casper_m
28 Eylül 2008
18:43
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gizem ve Kıssadan Hisse - Ramazan ve Yetim Hakkı

Menkıbe: Hayatini günahlarla doldurmuş adamın biri yağmurlu ve çamurlu bir günde ayağı kayıp yere düşer. Düşerken üstü kirlenmesin diye elleriyle yere tutunur ve ayağa kalkar. Bunun üzerine sağ eli çok kirlenmiştir. Ama bu bedevi ve görgüsüz insan, elini su ile yıkayacağına bir yere silmeyi tercih eder. Silecek bir yer bulamadığından ötürü o an yolda oynayan bir çocuğun kafasını okşayarak elini temizler ve oradan ayrılır. Bu hareketi çok yanlış olup, çocuğun bundan haberi bile olmamıştır.
Ve bu adam kısa bir zaman sonra günahlarına tövbe bile etme fırsatını yakalayamadan vefat eder. Gideceği yer melekler tarafından gösterileceği vakit çok korkar çünkü hayati günahlarla doludur. Cehennemi beklerken melekler ona cennet bahçelerinden bir Bahçe gösterir. Adam çok şaşırır ve bu kadar günahı olduğu halde nasıl olur da Allah kendisine cenneti nasip eder? Melekler ise durumu Allah'a bildirirler. Zaten tüm olanları, daha olmadan önce bilen Allah c.c. meleklerine şöyle nida eder:

O kuluma söyleyin, bir gün eli çamurlandığında, o elini silmek için bir çocuğun başını okşamıştı. Yaptığı yanlış bir şey de olsa o çocuk yetim idi. Kimse başını okşamamıştı. O kulum kotu niyetle de olsa o yetimin başını okşaması o yetimi o kadar çok sevindirdi ki; ben de o güzel yetim kulumun yüzü suyu hürmetine o günahkâr kulumu da affettim.

Bu anlatılanlar kutsi hadis midir, bir hikaye mıdır bilemiyorum. Herhangi bir kaynağını bulamadım ama biz buna menkıbe diyelim. Menkıbelerdeki asil amaç onların doğru olup olmadığını araştırmak değil, kıssadan hisse almaktır. Ama Allah’ın sonsuz rahmetini düşünürsek bu durum Rabbimiz için hiç de büyük bir şey değildir. Ben inanıyorum ki, bu insandan çok daha günah işlemiş kullarını bile Allah hiç ummadıkları hareketlerinden ötürü affedecektir. Yeter ki imanlı bir şekilde kendi huzuruna varsınlar.

Madem bu menkıbeyi anlattık, o zaman yetim konusundaki hadis-i şeriflerden bahsedelim:

Halkın içinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, ümeranın meclisinde oturur da zulme ait sözlerinde onları tasdik eder. Diğeri ise çocukların muallimidir. Fakat onların hepsini ayni derecede eşit tutmaz. Ve yetimin hakki hususunda Allah'dan korkmaz. Ravi: Hz. Ebu Umame (r.a.).

Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Yetime merhamet et, onun başını oksa ve ona yediğinden yedir. Kalbin yumuşar ve hacetine erişirsin. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)

Namaz husususun da Allah'tan korkun. Namaz hususunda Allah'tan korkun. Namaz hususunda Allah'tan korkun. Köleleriniz hakkında da Allah'tan korkun. Su iki zaif hakkında da Allah'tan korkun; Dul kadın ve yetim çocuk. Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Helak edici su yedi şeyden kaçınınız: Allah'a ortak koşmaktan, sihirden, hakli durum hariç Allah’ın haram kıldığı cana kıymaktan, faiz yemekten, yetim mali yemekten, savaş günü harpten kaçmaktan ve namuslu, mu'min, habersiz hanımlara iftira etmekten. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Yetimi kendine yakin tut. Başını elinle oksa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan, kalbin yumuşar ve hacetin görülür. Ravi: Hz. Ebu İmran (r.a.)

Dört şey dört yerde nafaka olarak kabul olunmaz: Hıyanet, hırsızlık, suiistimal ve yetim malından sağlanan kazançla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz. Ravi: Hz. Ibni Ömer (r.anhuma)

Dört taife Cennete giremez: İçkiye devamlı, faiz yiyen, haksız yere yetim mali yiyen ve anne babasına (ailesine) asi olan. (Tövbe ederse mesele yok.) Ravi: Hz. Ebû Hureyre (r.a.)

Yetimin başını öne doğru, babası öleni de arkaya doğru mesh et. Ravi: Hz. Muhammed ibni Süleyman (r.a.)

 Allah'a en sevgili ev, içinde ikram gören yetim bulunan evdir. Ravi: Hz. Ibni Omer (r.anhuma)

Cennette "Darul ferah" denilen bir eve ancak mu'minlerin yetimlerini sevindirenler girer. Ravi: Hz. Ukbe Ibni Amir (r.a.)

Kalbinin yumuşamasını istersen yetimin başını oksa ve miskini doyur. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse isi için gelir. Ona "Sen otur, isine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terk edilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Hâlbuki zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İsim söyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Yetim (babası ölmüş olan) bir çocuğun başını şöyle arkadan öne doğru okşayınız. Eğer babası varsa (öksüzse) onden arkaya doğru şöyle okşayınız. Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Büyük günahlar yedidir: Allah'a sirk koşmak, hak yol ile olan müstesna, Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, cepheden kaçmak, faiz yemek, yetim mali yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviliğine dönmek. Ravi: Hz. Ebu Said (r.a.)

Üç kişiye kıyamet gününde Allah, nazar etmez; onları tezkiye etmez ve onlar için elim bir azab vardır: Okuturken yetimi ezen hoca, ihtiyacı yok iken dilencilik yapan kimse, yaranmak icin sultana dalkavukluk yapan adam. Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Kim bir veya iki yetimi barındırırsa, sabır etse ve sevabını da umid etse, Ben onunla Cennette su iki parmak gibi olurum. (Sehadet parmağı ve orta parmağını hareket ettirdi.) Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Bir kimse, akrabasından veya başkasından olan bir yetimi, yetim kendisini kurtarana kadar uhdesine alsa, o kimseye Cennet vacib olur. Ravi: Hz. Adiyy Ibni Hakem (r.a.)

Emzirme müddeti geçtikten sonra sütkardeşlik yok. İftarsız oruç da yoktur. Akli baliğ olduktan sonra yetimlik yok, geceye kadar laf orucu da yok. Nikâhtan evvel de talak yoktur. Ravi: Hz. Ali (r.a.)

Allah hepimizi affetsin.

Amin

Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
28 Eylül 2008
18:03
Yorumlar :0